Her Evin Bir Penceresi Vardır
- Dilan Er
- 17 Nis
- 2 dakikada okunur

Evin dışarıyla temas ettiği ilk yer penceresidir. İç dünyamızın da dış dünyayla temas ettiği ilk yer için bebekliğe gitmek gerekebilir.
Bebek için dünya belirsiz, kaotik ama aynı zamanda doyurucu olabilen bir yerdir. Bize öğretilenin aksine yani bebeğin tüm sıkıntılardan azade, huzurlu bir süreç geçirmediğini; çelişkiler, çatışmalar ve kaygıyla geçirdiğini psikanaliz sayesinde anladık.
Bebek her an doyum arayan, kaygısının ve sıkıntısının anında yatıştırılmasını bekleyen ve bu olmayınca muazzam bir kaygıya ve iç sıkıntısına kapılan bir varlıktır. Bu süreçte bebek, ilksel nesneyi yani anneyi -memeyi- deyim yerindeyse bir kalıba koymaya çalışır, iyi anne-kötü anne diye. Çünkü bebek için dünyası, kendiliği ve nesneleri oldukça keskindir, ya iyi ya da kötü. Yeterince ve tekrarlı olarak sevgi, sıcaklık hisseden bebek bu keskin ayrımdan bir bütünselliğe doğru gider.
Paranoid-şizoid konum ve depresif konumun bebeklik döneminde doğru bir şekilde ilerlemesi ve işlenmesi sayesinde gerçekleşen bu bütünselliğe daha yakından bakalım. Paranoid-şizoid konum, bebeğin yaşadığı her sıkıntıyı bir zulmedici etki olarak deneyimlemesi ve bununla birlikte henüz ben'in yeterince gelişmemesinden dolayı yaşadığı bu kaygıyla başa çıkmak için çeşitli şizoid savunmalara başvurması olarak tanımlanabilir. Bu savunmaların başında; bölme, yansıtma ve içe yansıtma gelir. Bölme ile anne ya iyi ya kötüdür, yansıtma ile kendiliğin tüm kötü yanları anneye yani memeye yansıtılır ve annenin iyi yanları ise içe yansıtılır. Zamanla depresif konuma evrilen bu süreç, bebeğin paranoid-şizoid konumda kullandığı savunmaların (özellikle kendiliğin kötü yanlarını anneye-memeye- yansıtılması) farkına vardığı bir süreçtir ve yansıttığı yıkıcı itkilerin anneye zarar verebilmiş olması yönünde bir duyguya kapılır. Bu duygu ile suçluluk hisleri artar ve bu sayede oldukça önemli bir çaba gelişir, bu zararı onarma çabası. Depresif konumun bir diğer ve en önemli sonucu -adından da anlaşılacağı üzere- suçluluk duygusunun yarattığı depresif hal. Bu süreç eğer bu şekilde ilerlerse ben güçlenir ve ruhsal süreç doğru bir şekilde işlenmiş olur. Ama, bu süreç kesintiye uğrarsa işte o zaman benlik kaygıyla baş edemediği için kişilik denilen ruhsal süreçlerin toplamı oldukça sıkıntılı bir hal alır.
İşte bebeğin dünyayla bu ilk teması yani ilk penceresi annenin -memenin- yani ilksel nesnenin sayesinde gelişir. Bu süreç, yani ilksel nesnenin ne şekilde deneyimlendiği, ilerleyen süreçleri etkiler. Bebeklikte deneyimlenen ve nesnenin dolayısıyla dünyanın ve kendiliğin nasıl algılandığı, kişinin ilerleyen süreçlerinde tıpkıbasım misali, kurduğu ilişkilerde ve bu ilişkilerde kendini ve ötekini nasıl konumlandırdığı ile gösterir.
Geçmiş bu kadar önemliyken bir yanımız büyük bir hayal kırıklığı hissedebilir çünkü kişi geçmişi, bitmiş bir şey olarak gördüğü için şimdi ne olacak sorusunu düşünebilir. İşte bu yüzden aslında geçmişin çok da biten ve son bulan bir şey gibi algılanmaması yönünde olan çabamız bizleri analize doğru ilerletmiştir. Bebeklikte ruhsal sürecin kesintiye uğraması hüsrana uğratabilir bizi ama şunu unutmamak gerekir ki, kesintiye uğrayan bu sürecin yeniden ve en baştan işlenmesi ve çalışılması adına analiz büyük bir duraktır. Ve bu ara durak bu yüzden uzun ve gelgitli bir süreçtir.
İç dünyamızın dışarıyla temas ettiği ilk pencerenin, yani bebekliğin anlaşılabilmesi, geçmişin çok da geçmiş olmadığı ve analizin öneminin anlaşılabilmesi yönündeki çabamızın bitmemesi dileğiyle...


