Neden Psikanaliz?
- Dilan Er
- 12 Nis
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 14 Nis

Psikanalizi kısa bir kelimeyle sadeleştirmek isteseydik, 'bilinçdışı' kelimesi sanırım en doğru kelime olurdu. Psikanalizde ki amaç temelde, bilinçdışı süreçlere yani kişinin farkında olmadığı (inkar ettiği, bastırdığı vb.) malzemeye; serbest çağrışım ile; ortaya çıkan edim hataları, rüyalar ve savunmalar aracılığıyla ulaşmaktır.
Peki neden görünür olan yani bilinç düzeyinde olanla ilgilenmek yerine -ki bu çok daha konforlu bir yer- derinlerde saklı olan ve ulaşılması çok daha zahmetli olanla yani bilinçdışı malzemeyle ilgileniyor psikanaliz? Bunun cevabı şudur ki; insanı anlamanın ve anlamlandırmanın nihayetinde değişimin en güvenli ve biricik yolu bu.
Binbir çaba ve emeğin ardından gelen teoriye dayanan yani büyük bir arka planı olan psikanaliz, günümüz terapi tekniklerinden bu anlamda çokça öndedir. Çünkü günümüz terapi teknikleri daha çok soruna ve davranışa odaklanarak geliştirilmiş yöntemlerdir ve bu yüzden yalnızca teknik bir konumda kalmaktadır. Oysa ki psikanaliz yalnızca bir sağaltım yöntemi değil, bireyin doğum öncesinden ölüme kadar olan tüm süreçlerini ve hatta toplumu anlama konusunda çokça malzeme içerir. Ve bunu yaparken yalnızca insan ilişkileri veya duygu, düşünce ve davranışlarıyla yetinmez; görsel sanatlardan, edebiyata, sinema dünyasına ve toplumsal perspektife kadar birçok alandan yararlanır, beslenir ve aynı zamanda besler.
Bir diğer değinmek istediğim ise psikanalize gelen eleştiriler, olumsuz yorumlar ve psikanalizin çok yanlış anlaşılması konusu. Psikanaliz ve dolayısıyla psikanalitik terapinin yöntem olarak soyut kaldığı yönünde çokca eleştiri bulunmaktadır. Soruyorum size insan bütünüyle tutarlı ve dosdoğru anlaşılabilen varlık mıdır ki insanı anlamak konusunda çabalayan bir bilim dalı yalnızca bir takım somut veriler üzerinden ilerlemekle yetinsin! İnsan tahmin edemeyeceğimiz kadar karmaşık ve şaşırtan bir varlıktır ve bu yüzden ancak derinlikli bir çalışmayla insana ve insanlığa rehber olunabilir. Bir diğer eleştiri ise psikanlizin bilimsel veriler noktasında yetersiz olduğu üzerine. Günümüz terapi teknikleri bunu çokca dile getirmekte ve literatürde çok fazla yayın yaptıkları için (ki bu çok normal çünkü kısa süreli terapiler daha çok veri toplar ve toplanılan verinin uzun soluklu sonucundansa kısa süreli sonucunu yayınlar ve bu tahmin edeceğimiz üzere çok daha hızlıdır) bu eleştiriyi yapmaktadırlar. Psikanaliz uzun soluklu bir yöntem olduğu için veri toplamak da bir o kadar zorlaşıyor, bu yüzden belki de çokca 'bilimsel' durmuyordur. Son olarak psikanalizin bir çok kesim tarafından yanlış anlaşılması konusu üzerine, mesela feministler ve LGBT+ üyeleri bunlara örnek verilebilir. Sanırım buradaki eleştiriler özellikle Melanie Klein vb. kuramcıların bebeğin gelişiminde anneye yaptığı atıftan ve kuramın kadın-erkek cinsiyeti üzerinden gitmesinden kaynaklanmaktadır. Oysa bunlar psikanalizi tam anlamadan yapılan yorumlardır çünkü psikanaliz çağın politik, sosyolojik, toplumsal etkisinde kalmayı reddeder öyle ki buna en büyük örnek Sigmund Freud'un bir devrim niteliğinde olan bebeğin gelişimsel öyküsünü bulunduğu çağın sosyopolitik konumundan etkilenmeden oluşturması ve hatta gelen tüm eleştirilere rağmen teoriye sıkıca bağlı kalması örnek gösterilebilir. Psikanalizi anladıkça bu eleştirilerin ne kadar eksik olduğu anlaşılacaktır.
Yazının başlığı için sorduğum soruyu şimdi de biz terapistlere yönlendirmek istiyorum, neden psikanaliz, neden bizler psikanalizi seçtik? Sanırım bunun en büyük yanıtı şu ki sırtımızı psikanaliz çınarına yaslamaktan başka çaremiz yoktu.


