- Dilan Er
- 16 Şub
- 2 dakikada okunur

Psikanaliz, anormal işleyişle ilgilendiği kadar normal işleyişle de ilgilenir. Yani psikanaliz, ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde önemlidir ve aynı zamanda kişinin kendini anlaması için de önemlidir. Psikanalitik bakış açısının bizlere kazandırdığı en önemli şeylerden biri 'merak'dır. Psikanalitik merak bir semptomu, rahatsızlığı anlamlandırdığı kadar gündelik birçok şeyi de anlamlandırır. Bahsettiklerimi daha iyi özümsemek için Freud'un önemli kavramlarından olan 'ruhsal determinizm/nedensellik' ve 'bilinçdışı' kavramlarına yakından bakabiliriz.
Ruhsal determinizm olayların rasgele olmadığını söyler bize. Tam tersi deneyimlenen bir olayın öncekilerle bir ilintisi olduğunu yani olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi olduğunu söyler. Bizler ise gündelik hayatta birçok olay için 'oluverdi' 'kazara oldu' 'denk geldi' gibi düşünürüz. Oysaki psikanalize göre her olayın bir anlamı vardır. Bu noktada bize şu sorular yardımcı olacaktır: 'Nedeni neydi?' 'Neden öyle oldu?'. İşte tüm bu sorular psikanalitik merakı geliştirir.
Aynı zamanda diğer bir kavramdan da bahsetmek gerekir, bu da 'bilinçdışı' kavramıdır. Bilinçdışı farkındalık alanının dışındaki malzemedir yani kişinin farkında olmadığı ve analizle ortaya çıkan bilgidir. Ruhsal determinizm ilkesine dönersek, olayların bize rasgele gibi görünmesinin nedeni de bilinçdışı kavramıyla ilgilidir. Çünkü olaylardaki neden-sonuç ilişkisi bilinçdışı süreçle açıklanabilir, görünen şey yalnızca kişinin farkında olduğu kısımdır ve çoğu zaman kişi görünen kısımla ilgilenir. Bunlara örnek olarak S. Freud'un üzerinde çokca durduğu 'edim hataları' ve 'düşler' gösterilebilir. Gün içinde yaşadığımız dil sürçmeleri, yanlış okumalar-yazmalar ve sakarlıkların bir anlamı vardır ve aynı şekilde düşlerin de. Yani kişi söylemek istediği kelimenin dışında (alakasız veya zıttı) bir kelime söylediği zaman "dilim sürçtü" deyip geçiştirir çoğu zaman fakat psikanaliz bize bunların bilinçdışı süreçlerle ilgili olduğu ve bir anlamının olduğunu söyler.
Psikanalitik meraka dönecek olursak, tüm bunları keşfetmek için öncelikli olarak meraka ihtiyacımız var. Yani bizler 'oluverdi' diye düşündüğümüz birçok olay için şöyle düşünürsek eğer 'Neden öyle oldu?' bilinçdışı olanın peşine düşmüş oluruz. Ve bilinçdışı bizlere çoğu şeyin anlamını keşfetmemizi sağlar. Anlamak ve bu yönde çabalamak çok soyut bir şey gibi gelebilir bizlere bu yüzdendir ki günümüzde daha davranış değişimini hedefleyen ve kısa süreli teknikler popüler. Ama şunu hatırlatmakta fayda var ki anlamlandırılmamış bir süreç her zaman eksik kalacaktır. Bu yüzden terapide hastayı merak, keşif ve derinleşme sürecine hazırlamalıyız. Bu sayede hastanın hem kendi ruhsal sürecine hem de gündelik hayata bakışında önemli bir katkı sağlamış olacağız.


